ANA SAYFA
TÜM YAZILAR
ARAMA
LİNKLER
İRTİBAT


Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları

Kerim Evren'in "Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları" adlı kıtabı piyasada!

AYRINTILAR VE SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN!




Hızlı Arama


Anket
"Her biri" ayrı yazılır!
  


Kanal D ve Show TV,izleyiciye saygı lütfen Yazdır E-mail
Kimi ileri Batı ülkelerinin TV kanalları, izlencelerini, yayımladıkları üçer aylık bültenlerle duyuruyorlar. Bu izlencelerin yayını, dakika şaşmıyor.

Bizdeki durumsa artık ülkemizde kurumsallaşmış ‘insanın insana saygısızlığının’ tipik göstergesi sanki.

Geçen hafta bu köşede Kanal D’nin ‘Zümrüt’ adlı dizinin yayını sırasında izleyiciyi nasıl çıldırttığını yazmıştık. Dizinin beş dakikada bir kesilip araya on beşer, yirmişer dakikalık reklamlar konularak kuşa çevrildiğini anımsatmıştık.
Ama aynı kanalı yöneten zihniyetin daha beter uygulamasını, ‘Kim 500 Milyar İster?’ adlı yarışma izlencesinde gördük. 10 Mayıs günkü gazetelerde o gece saat 23.00’te ekrana getirileceği duyurulan yarışma, saat kaçta başlatıldı dersiniz? Tam bir saat dokuz dakikalık rekor gecikmeyle 00.09’da... 12 mayıs gecesi de saat 23.20’de başlayacağı ilan edilen aynı yarışma ekrana getirildiğinde saatler 00.03’ü gösteriyordu. Üstelik Kanal D yöneticileri, zamanını çaldıkları izleyiciden özür dileme gereği duymadıkları gibi her iki bölümü de yine sık sık kesip ekranı reklam bombardımanına tuttular. Merak ediyoruz, RTÜK, bu izlencelerdeki reklam sürelerinin yasal sınırı aşıp aşmadığını denetliyor mu?.. 

Bilgi yarışmasında yazım yanlışı olmaz

Bir başka saygısızlık da ‘Kim 500 Milyar İster?’in, bilgi ve kültür yarışması düzenleyebilecek birikime, ciddiyete sahip olmayan kişilerin eline bırakılmış olması. Bu yargıya nasıl vardığımıza gelince:

l Adı geçen yarışmanın 10 Mayıs gecesi yayınlanan bölümünde ekrana yazılan yanıt seçeneklerinden biri şuydu:

"Etejer"

Türkçeye Fransızcadan geçen ve "rafları olan, kapaksız, taşınır dolap" anlamına gelen sözcüğün doğrusu ‘etejer’ değil, ‘etajer’dir. 

l 3 Mayıs’ta da ekrana şöyle bir soru yazıldı: 

"Dünya’da Türkçe adıyla bilinen gıda hangisidir"? (Yanıtı ‘yoğurt’.) Bu sorudaki "dünya" sözcüğünün ‘de durumu’nu bildiren ek, ayırma imiyle ayrılmaz, ‘dünyada’ diye yazılır. Ayırma imini ancak ‘dünya’dan bir gezegen olarak söz ediyorsanız koyarsınız. Örnek: Ay, Dünya’nın çevresinde döner. 

l 21 nisanda ise ekrandaki sorulardan biri şuydu:

"Musevi inancına göre tanrı dünyayı kaç günde yarattı"? (Yanıt: 6 günde.) Musevilik inancına göre Tanrı tek olduğu için özel addır, dolayısıyla ekrana yazıldığı gibi küçük harfle değil, büyük harfle başlar.

l19 Nisan’da bu kez ‘gurur’ sözcüğünün eşanlamlısı olarak doğru yanıtın ‘onur’ olduğu belirtiliyordu. Oysa Arapça kökenli ‘gurur’ sözcüğünün karşılığı "kendini beğenme, büyüklenme, kibir" gibi iyi olmayan özelliklerdir. Fransızca ‘honneur’den gelen ‘onur’ ise "insanın kendine karşı duyduğu saygı, haysiyet, izzetinefis" demektir. 

‘Geri iade etmek’ten sonra ‘yüz mimiği’ (!)

‘Kim 500 Milyar İster?’in jeneriğine bakılırsa, bu yarışmayı hazırlayanlardan biri, Armağan Çağlayan. Hani şu Kanal D’de önce ‘Popstar’, şimdi de ‘Türkstar’ adıyla düzenlenen popüler müzik yıldızı yarışmasının jüri üyeleri arasında yer alıp bize göre ekranda ‘kendi kişisel gösterisini yapan’ televizyoncu. Yarışmacı gençlere, ‘gözünün üstünde kaşın var’ eleştirileriyle gözü açıkken karabasan gördüren Armağan Çağlayan’ın kendisi, ‘Popstar’da şu sözüyle bir dil yanlışı yapmıştı:

"Bana verdiğin bayrağı sana geri iade ettim".

Dilimizde aynı anlama gelen ‘iade etmek’ ve ‘geri vermek’ diye iki eylem vardır ama ‘geri iade etmek’ yoktur.

8 Mayıs gecesi canlı yayınlanan Türkstar yarışmasında da sunucu Gamze Özçelik, Armağan Çağlayan’ın yıldız adaylarından birine şu eleştiriyi yönelttiğini anımsattı:

"-Sahne şovun iyi ama daha az ‘yüz mimiği’ kullanmalısın".

Çağlayan da Özçelik’e itiraz etmediğine göre, gerçekten bu sözü söylemiş demek. Oysa ‘mimik’ zaten "duyguları, davranışları belirten yüz hareketleri" anlamına gelir. Dolayısıyla ‘yüz mimiği’ denilmez.

Kendisi yüksek öğrenim gördüğünü söyleyen (hukukçuymuş), ülke çapında –belki yurtdışında da- izlenen bir yarışmanın jüri üyesi olan ayrıca bir bilgi ve kültür yarışmasını hazırlayan üst düzey yetkililer arasında adı geçen kişinin böyle yanlışlar yapması doğal mıdır! 

Nef’i’yi damdan düşürüp öldüren televizyoncu!

Bir ayıp da Show TV’de her hafta birkaç kez yineleniyor.

Bu ayıbın adıysa ‘Passaparola’ adlı bir başka sözüm ona bilgi ve kültür yarışması.

Türkçe gönüllüsü bir arkadaşımız telefon edip sordu:

- Show’da Metin Uca’nın sunduğu yarışmanın son bölümünü izledin mi?

- Hayır, ne oldu?

- Uca, ‘kazı’ anlamındaki ‘hafriyat’ yerine ne dese beğenirsin!

- Ne dedi?

- ‘Harfiyat’!..

‘Passaparola’nın bizim izlediğimiz 22 Nisan günkü bölümünde de bestekâr Selahattin Altınbaş’ın bir şarkısı ekrana şöyle yazıldı:

"Duydumki unutmuşsun gözlerimin rengini"

Bir bilgi yarışmasını hazırlayanlar, ‘ki’ bağlacının, sözcükten ayrı (duydum ki) yazılması gerektiğini bilmiyorlar!

Yine aynı bölümde sunucu Metin Uca, Divan Edebiyatı’nın yergileriyle ünlü şairi Nef’i’yi sorarken sözüm ona verdiği ipucuyla yarışmacıyı neye uğradığını şaşırttı:

- Hani, bir ayaklanmadan kaçarken damdan düşüp ölen şair…

Sayın Uca, 1730 yılındaki Patrona Halil Ayaklanması sırasında korkup Beşiktaş’taki evinin damından kaçmak isterken düşüp ölen o şair, Nef’i değil, Nedim’dir. Nef’i ise Nedim’den yüz yıl kadar önce 1635’te bir hicviyesi nedeniyle Bayram Paşa tarafından boğdurularak denize atılmıştır.

Pes!

SEN DE Mİ ALİ KIRCA!

TV kanallarının ana haber bültenleri arasında tercihimiz atv.

Çünkü Ali Kırca’nın olgun, güven veren kişiliği, bu kanalın haberlerine de yansıyor.

Ancak Kırca, 15 Nisan günü Sabah Gazetesi’ndeki köşe yazısında yaptığı dil yanlışıyla bizi şaşırttı:

"Ah o gemide bende olsaydım".

‘Bende’, bilindiği gibi ‘köle’ demek. Ali Kırca, gemide köle olmayı istemeyeceğine göre, ‘ben’ zamiriyle ‘dahi’ anlamındaki ‘de’ bağlacını, ‘ben de’ diye ayrı yazmalıydı.

Dileriz bu durum, ‘bilgisayar tuşu sürçmesi’ ya da sayfa editörünün azizliğidir! 

KALENİN BURCU MUYUM BOZUK DİL HARCI MIYIM

"- Nerede oturuyorsunuz?

- Anadolu Hisarı’nda".

Yukarıdaki diyalog, en ciddi gazetelerimizden Cumhuriyet’in 2 Mayıs 2004 tarihli Pazar Dergi’sindeki bir söyleşide yer aldı. Oysa ‘Anadolu Hisarı’, bilinen tarihî kalenin adıdır, orada ikamet edilmez. Ancak adını bu kaleden alan ve bitişik yazılan ‘Anadoluhisarı’ semtinde oturulabilir.

"Özel ada bağlı tür adlarının yazımı" ile ilgili dilbilgisi kurallarını anımsatmakta yarar var (Bk. Sıddık Akbayır, "Dil ve Diksiyon", sayfa: 124, Akçağ Yayınları, ikinci baskı, 2003 Ankara):

* Takısız ad ya da önad tamlamasının kalıplaşmasıyla oluşan ‘yer adları’nda ilk sözcük büyük harfle başlar, ikincisi küçük harfle başlar ve birinciyle bitişir.

* Örnekler: Çukurova, Rumelifeneri, Elmadağ, Akdeniz vb.

* Kimi özel ada bağlı yer adlarının yazımında ‘çağrışım ilişkisi’ belirleyici olur.

* Örnek-1: Konya Ovası yazarken ‘o’ harfi büyük olur. Çünkü bu ad tamlamasından ‘Ovası’nı kaldırdığınız zaman ‘Konya’ sözcüğü tek başına bir kenti ifade eder.

* Örnek-2: Konya şehri: Bu tamlamadaki ‘ş’ harfi küçük yazılır, çünkü ikinci sözcüğü kaldırsanız da ‘Konya’ adı zaten söz konusu kenti ifade ettiği için anlam değişmemektedir. 

* Tekillik – çoğulluk ilişkisine göre, ikinci sözcük büyük ya da küçük harfle başlar.

* Örnek-1: Van Gölü: Tek olduğu için her iki sözcük de büyük harfle başlar.

* Örnek-2. Van kedisi: Bu türde birçok kedi olduğu için ikinci sözcüğün ilk harfi küçük yazılır. 

SAYIN CUMHURBAŞKANI SEZER, İYİ Kİ VARSINIZ

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, 16 Mayıs 2004 günü Çankaya Köşkü’nde sessiz sedasız dördüncü yılını doldurdu.

Sessiz sedasız dememizin bir değil, birkaç nedeni var.

Birincisi, Sayın Sezer, Türkiye’nin ‘sessiz otorite’sidir. Sessizliği, alçakgönüllü oluşundandır. Daha önce örneklerini yalnızca ileri Batı ülkelerinde gördüğümüz, yurttaşlarla birlikte alışveriş kuyruğuna giren bir cumhurbaşkanımız var. Özal döneminden başlayarak ne olduğunu, nereden gelip nereye gittiğini şaşırmış, -şimdi de AKP iktidarıyla "Pompei’nin son günleri"ni yaşayan- bir topluma tarihin sunduğu ikramiyedir, Sayın Sezer. Ama ne yazık ki biz onun, ‘hasbelkader’ yükseklere tırmanmış, yükseldikçe de amiyane deyişle maymun örneği dibinin çirkinliği açığa çıkan ‘kifayetsiz muhteris’lerden farkını anlayabilecek zihinsel berraklığa sahip değiliz. Bu konuda, medyanın çoğunluğu da kafamızı fena halde karıştırıyor. 

Zaten Sayın Sezer’in Çankaya’daki dördüncü yılını gümbür gümbür değil, ‘sessiz sedasız’ doldurması da aynı medya çoğunluğunun onu sevmeyişinden kaynaklanıyor. 

Niçin sevsin ki!

Öncelikle söz konusu medya kuruluşlarını yönetenlerle Sezer ‘aynı dili konuşmuyor’. Cumhurbaşkanımız tüm açıklamalarını arı-duru bir Türkçeyle yaparak ulusal dile verdiği önemi gösteriyor. Onlarsa ‘ulusal’ olan her şeyde olduğu gibi bu konuda da vurdum duymaz kör Ayvaz!

Bu kesim, Tayyip Erdoğan’ın ‘mevcutlu’ yağdanlıklarından oluşuyor. Atatürk ilke ve inkılâplarına, laikliğe karşı AKP iktidarınca dayatılan yasa tasarılarına Cumhurbaşkanımız geçit vermedikçe, bunların da suyu ısınmış oluyor. Çünkü böylece köktendincilerle birlikte onların zoraki destekçiliğine soyunmuş patronlarının da tekerine çomak sokulmuş oluyor.

Ne mutlu bize ki Sayın Sezer, mütareke basınının değil, birlikte alışveriş kuyruğuna girdiği ‘cumhur’un, halkın başkanı.

Onun aynı duyarlılıkla görev yapacağı üç yıl daha Çankaya emin ellerde olacak.

Yüzünün rabbiyesiri silinmiş kimi medya yöneticilerinin yazı işleri toplantılarındaki Sezer karşıtı abuk sabuk konuşmaları bile Sayın Cumhurbaşkanımızın ne denli doğru işler yaptığını gösteriyor.
< Önceki   Sonraki >