ANA SAYFA
TÜM YAZILAR
ARAMA
LİNKLER
İRTİBAT


Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları

Kerim Evren'in "Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları" adlı kıtabı piyasada!

AYRINTILAR VE SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN!




Hızlı Arama


Anket
"Her biri" ayrı yazılır!
  


Gül ve Dikeni Yazdır E-mail
OSCAR Wilde’ın, kimi eleştirmenlerimize göre Fuzuli’nin bir şiirinden ‘fazlaca esinlenerek’ yazdığı fantastik bir öyküsü vardır; “Gül ve Bülbül”.

Önce, Fuzuli’nin Wilde’a kaynaklık ettiği öne sürülen ölümsüz beytini anımsatalım:

“İçmek ister bülbülün kanın meger bir reng ile / Gül budağının mizacına gire kurtara su”...

Farsça “reng”, buradaki anlamıyla “hile, düzen, oyun” demektir. Beytin anlamı şudur:

Gül budağı, meğer bülbülü oyuna getirerek onun kanını içmek istiyormuş. Suyu uyarın, gül budağının doğasına uygun davranıp bülbülü kurtarsın.

15. ve 16. yüzyıllarda yaşamış Fuzuli’nin bu dizeleri tasavvuf örgeleri (motif) içeriyor.

Ama, kaleme alınmasından dört buçuk yüzyıl sonra bizim zihnimizde, şaşırtıcı biçimde şu güncel siyaset çağrışımları yapıyor:

Bülbül:

Cumhuriyetimizin ayaklar altına alınmak istenen kuruluş felsefesi. Rafa kaldırılan, usa ve bilime dayalı Atatürkçü ulusal eğitim.

Gül:

Cumhuriyet’in en yüce makamı Çankaya Köşkü’ne ‘atanabilmesi’ (!) için yetmiş üç milyon Türk’ün gözünün içine baka baka uğruna cüretkârca bir oyun sahnelenen Abdullah Gül. (Neyse ki, Anayasa Mahkemesi 1 Mayıs 2007 günü verdiği tarihî kararla bu oyunu bozarak “Türkiye’de hâkimler var.” dedirtti.)

Gül’ün budağı:

Abdullah Bey’in, eşini, başında ‘siyasal simge’si türbanla laik Cumhuriyet üniversitesine sokamadığı için Türkiye’yi AİHM’ye şikâyet etmesi.

Ve, su:

14 Nisan’da Ankara’da, 29 Nisan’da İstanbul’da “Çağlayan” sivil toplum örgütleri. “Türkiye Cumhuriyeti’ni koruyup kollamak” yasal görevi olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin son “uyarı”sı. (Abdullah Gül, halen köy imamı kökenli bir genel müdürün vekâlet ettiği TRT’de 1 Mayıs Salı gecesi, -Fikret Bila’nın dışında dördü ya AKP meşrebine uygun ya da hükümetin kontrolündeki yayın organlarında çalışan- beş gazetecinin karşısına oturup ‘sütten çıkmış ak kaşık’ olduğunu açıkladı! Bir ara da şöyle dedi: “Biz, istesek onlardan üç – dört kat fazla kalabalıklar toplarız. Ama, bu sorumsuzluğu yapmayız”. Tayyip Erdoğan da önceki hafta buna benzer sözlerle Ankara Tandoğan ve İstanbul Çağlayan mitinglerine katılan milyonlarca kişiyi küçümsemişti. Tandoğan’da toplananlara, bilinen üslubuyla “bindirilmiş kıtalar” demişti. Erdoğan ve Gül’e şu soruyu kimse sormadı: Söz konusu iki mitingde, “bindirilmiş sorumsuz kıtalar” (!) Atatürk Devrimleri ve laiklik karşıtı köktendinci gidişe demokratik tepkilerini haykırdılar. Peki, AKP tabanı, olası mitinginde hangi istemlerini dile getirecekti? Kim bilir, “Namus borcumuz dediniz, türbana özgürlük vermediniz” diye bağırıp kendi oylarının hesabını soracaklardı belki.)

KARAMSAR BİR YORUM

Oscar Wilde ise söz konusu öyküsünde “gül – bülbül” ilişkisine umutsuz bir yorum getirir.

Öykü özetle şöyle:

“Yoksul bir genç, sevdiği varsıl kızı dansa götürmek ister. Kız bir koşul öne sürer; ‘Bana kırmızı bir gül getirirsen seninle çıkarım.’ der. Ancak mevsim kış olduğundan delikanlı gül bulamaz. Umarsızca ağlar, inler. Onun aşk feryadından bülbül etkilenir. Duyarlı bülbül, gül fidanlarını tek tek dolaşıp bu genç için kırmızı bir gül vermelerini ister. Fidanlardan biri, çağrıya olumlu yanıt verir; gül açabileceğini ancak bir koşulu olduğunu söyler. Soğuktan donup kırılan dallarının canlanması için bülbülden kanını vermesini ister. Bülbül razı olur, kırık bir dalın dikenine göğsünü dayar, acıya katlanabilmek için de aşk şarkıları söyler. Fidan, şafakla birlikte eşsiz güzellikte, kıpkırmızı bir gül açar. Güle kanıyla hayat veren özverili bülbülse fidanın dibinde cansız yatmaktadır.

Delikanlı, kırmızı gülü sevinçle alıp sevdiği kıza koşar. Fakat kendisini büyük bir düş kırıklığı beklemektedir. Kız, bir başka gencin gönderdiği mücevherlerden oluşan gülle delikanlının karşısına çıkar. Armağanını aldığı varsıl gençle dansa gideceğini söyler. Delikanlı, aşk acıları içinde gülü yere atar. O sırada bir araç, gülün üzerinden geçip gider”...

Wilde’ın yukarıdaki öyküsünde de Fuzuli’nin beytinden farklı olarak şu simgeler var sanki:

Ulaşılmaz varsıl kızı:

Demokrasi.

Umutsuz âşık:

Atatürkçüler.

Bülbül:

AKP tabanından olmadığı halde 2002 seçimlerinde ‘ehveni şer’ (kötülerin iyisi) olarak gördüğü bu partiye oy veren seçmen.

Gül:

Genel seçimlerdeki “yüzde 10 baraj” saçmalığı yüzünden halkın yüzde 45’inin çöpe giden oyları.

Mücevher gül:

İzledikleri teslimiyetçi politikalarla ülkeyi hızla sömürgeleştiren sözde “ılımlı” İslamcılara ABD ve AB tarafından sunulan, ‘numaracı cumhuriyetçiler’ce de desteklenen iktidar koltuğu. (İki yıl önce CETVEL’de kullandığımız “ABDullah Gül” başlığını, 29 Nisan 2007 Çağlayan Mitingi’ne katılan yurtseverlerin ellerinde döviz olarak görmek kıvanç vericiydi.)

Ve, diken:

“Kurtuluşunuz için sarılın!” dayatması yapılan, Atatürkçü Cumhuriyet’in kalbine her gün biraz daha saplanan dinsel bağnazlık.

Ufukta görünen erken seçimde, Atatürk’ün Cumhuriyet’i emanet ettiği gençliğe yirmi beş yaş kuşağındaki ‘taze kan’ seçmenlerin de katılımıyla bu  “kan kaybı”nı mutlaka gidermeliyiz.

(03.05.2007)
< Önceki   Sonraki >