| Beraber yürüdük biz bu yollarda |
|
|
|
Adam, yolda rastladığı Nasrettin Hoca’ya; - Hemşerim, şu dağın ardındaki köy, yürüyerek kaç saat çeker? diye sormuş. Hoca, önce yanıt vermemiş. Sonra, söylene söylene gitmekte olan adamın ardından seslenmiş: - Bir saat çeker. - İyi de demin niçin cevap vermedin? - Önce, senin gidişini görmek istedim. İki buçuk yıldır yavaş ama emin adımlarla yol alan, ivecen yandaşlarına “sabır” öneren AKP iktidarı “hedef”ine yürüyüş hızını artırmaya başladı. Söz konusu hedef elbette “dağın ardındaki meçhul köy” değil. Görünen, kılavuz istemeyen; “imam egemen”, daha açıkçası “köktendinci” köy bu. İktidarın son hızla aşma kararlılığı içinde bulunduğu en önemli “kilometre taşları” arasında, laik ulusal eğitimi A’dan Z’ye çağdışına sürüklemek yer alıyor. Z; geleceğin köktendinci Türkiye’sinin üstyapı tasarçizimi (dizaynı) demek; üniversiteler medreseleştirilecek. Gericiliğin simgesi türbanı üniversiteye sokmayan, bu konudaki yargı kararlarını titizlikle uygulayan laik, Atatürkçü İÜ Rektörü Alemdaroğlu’nun koltuğundan edilmesinden sonra şimdi de Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü Yücel Aşkın’ın topun ağzına konulması, aslında tüm ilerici bilim adamlarımıza yöneltilmiş bir tehdit. AKP iktidarı, imam – hatiplerden mezun olanlara, katsayı oyunuyla üniversite kapılarını ardına değin açıp hâkimlik, savcılık, kaymakamlık gibi kilit görevler vermenin hazırlığını yapıyor. Buraya yazıyoruz; çok yakında, “imam – hatip mezunlarının, harp okullarına girebilmeleri” için de dayatacaklar. A’dan Z’ye tehlikeli sürecin A’sında ise minicik bebelere köktendincilik zehrinin zerk edildiği kaçak Kuran kurslarına özgürlük yer alıyor. Dinci iktidar, işte o çocukları yetiştirecek kadınları da tepe tepe kullanıyor. Biz, elli dört yaşımızı sürdüğümüz bugüne değin ülkemizde şimdiki sayıda tesettürlü kadın görmedik. Otobüste, vapurda, trende, tünelde, çarşıda, pazarda, özel ya da kamusal olsun, hayatın her alanında sıkmabaşlar, hatta basbayağı kara çarşaflılar, Atatürkçü, laik “Cumhuriyet kadını”na sayıca üstünlük sağlamaya başladılar. Kadının sırtından politika yapanlar, son olarak ellerine kutsal kitabı verdikleri bir grup kadını, Çankaya Köşkü’nün kapısına dayandırtacak kadar küstahlaşmadılar mı! Neymiş, kadınlar, Cumhurbaşkanımıza Kuran armağan edeceklermiş. Sözümüz ona bu armağan elbette “Cumhurbaşkanı’nı dine davet etmek” gibi “saygısızlık ötesi” bir anlam taşıyor. Hanımlar! Çankaya’ya yürüyün ama bunu din tacirlerinin dolduruşuna gelerek yapmayın! Çankaya’ya, “Cumhurbaşkanı Sezer’in elini öpmek için” tırmanın. Çünkü, o Sezer ki Ulu Önder Atatürk’ün Türk kadınına pek çok ileri Batı ülkesinin kadınından önce kazandırdığı, bugünkü özgürlüklerinizi de kapsayan hakların başlıca güvencesidir. Çankaya konusunda medyanın belli kesimlerinin kışkırtmalarına da kapılmayın. Çünkü, onların nasıl acınacak bir aymazlık içinde olduğu ortada. Arada bir “kıvıran” kimi yayın yönetmenleri dahil, söz konusu kesim sonuçta Tayyip Erdoğan’la aynı şarkıyı söylemekten asla utanmaz: “Beraber yürüdük biz bu yollarda” Ama, asıl koro nihai hedefine ulaşınca onlar iyot gibi açıkta kalacaklar. Çünkü, roller çoktan dağıtılmış, kadrolar belli; izlenen yol haritası gün gibi ortada. O haritadaki dehşetengiz noktalar da her an karşımıza çıkabiliyor. Bir süre önce, Bakırköy Özgürlük Meydanı’ndan geçerken bir grup gencin Fethullah Gülen yanlısı gündelik gazeteyi bedava dağıttıklarını gördük. Medyanın içinden biri olarak, bir gazetenin bedava dağıtılmasının ne demek olduğunu iyi biliriz. Değirmenin suyu bir değil bin bir yerden gürül gürül geliyor elbet. Bedava gazetenin yanında yine bedava verilen çocuk dergisi dikkatimizi çekti. 9 Haziran 2005 tarih ve 106 sayılı, “Arkadaşım” logolu derginin kapağında “Kuran-ı Kerim Elifbası – Özel Sayı” başlığı yer alıyor. 7-12 yaşındaki çocuklar için hazırlandığı belirtilen derginin beşinci sayfasında, Arap Abecesi’nin ilk harfi “elif” tanıtılıyor. Yazıdaki şu tümceyle irkildik: “Dünya’dan dosdoğru geçip Cennet’e ulaşmanın yollarını aramalıyız”. Bir gazetenin, derginin bedava dağıtılmasının ne demek olduğunu biliriz ama yukarıdaki tümceyle çocuklara ne önerildiğini anlayamadık. Çocuğumuz; bu gezegenin üzerinde kendisi, ulusu ve insanlık ailesi için iyi şeyler yapıp mutlu yaşamak, insanları mutlu etmek varken niçin “Dünya’dan dosdoğru geçmeyi” amaç edinsin ki? Hem, Dünya’dan dosdoğru geçmek, ne demek? Ayrıca, Dünya’dan dosdoğru geçmekle cennete ulaşmak arasında nasıl bir sebep – sonuç ilişkisi olabilir? Biri bu soruları yanıtlasa da öğrensek. (28/07/2005) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
