| Baş ağrıtan, üst düzey yanlışlar |
|
|
|
Prof. Dr. Mümtaz Soysal’ın Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşe yazılarını hayranlıkla okuyoruz. Türk insanının her ulusal davasına örnek bir duyarlılıkla sahip çıkan -bu davalara ihanet içinde bulunan belli güruhun doğal olarak ‘baş düşman’ saydığı- Soysal, ‘ulusal dil’ konusunda da sorumlu bilim adamlığının gereğini yerine getiriyor. Yiğit hocamız, 20 Ağustos 2005 tarihli köşe yazısı “Dilde Başıbozukluk “Biraz da Türk Dil Kurumu ile Dil Derneği arasındaki anlaşmazlıktan doğan anarşi, sözcüklerin ve özellikle fiillerin birleşik ya da ayrı yazılmasında devam ediyor. Eskiden ‘reddetmek’ gibi Türkçe ‘etmek’ fiilini hem yabancı kökenli, hem de ses değişikliği geçiren tek heceli sözcüklerle birleştirerek yapılan fiiller birleşik yazılırdı; şimdi ayrı yazan da var, birleştiren de.” (...) Soysal, bu yakınmasında son derece haklı. Ancak, bizim bildiğimiz kadarıyla TDK ile Dil Derneği arasında en azından “yardımcı eylemli bileşik eylemlerin yazımı” konusunda bir anlaşmazlık yok. Bu konuda, “üzerinde uzlaşmaya varılmış” kuralları anımsatmadan önce, medyadan saptadığımız tipik “yanlış örnekler”i aktarmak istiyoruz. CNBC-e’de 22 Haziran 2005 gecesi Yönetmen Claude Chabrol’un “Yalanların Rengi” filmi oynatıldı. Kadın kahraman, dostu olan yazar Desmot’ya, ressam eşi Rene’nin resimlerinin satılmadığını -altyazılara bakılırsa- şöyle anlatıyor: “Galeriler red ediyor”. Bu da Hürriyet Gazetesi’nin 14 Ağustos günkü “Pazar Keyif” ekinden bir başlık... İstanbul Mekan Tiyatro Festivali’ne katılan Kırım–Tatar Kültür İşleri Başkanı Zaatov’un sözleri şöyle aktarılıyor: “Sovyet rejimi tiyatrolarımızı yoketmişti” Yine, Hürriyet’in 13 Temmuz günkü Kelebek ekinin 1. sayfasında manşetin başlığı: “Üç çocuğumla kala kaldım” atv’nin 15 Ağustos’taki ana haber bülteninde ekrana atılan başlık: “Memurlar İstanbul’u terkediyor” Yine atv’nin 30 Temmuz’daki ana haber bülteninden bir başlık: “Özcan Deniz sahneyi terketti” Ali Atıf Bir’in 20 Haziran günkü Hürriyet’teki köşesinden: “Dansedemeyen kişi orkestranın çalamadığını düşünür”. NTV’nin 21 Ağustos günü saat 19.00 haberlerinden bir başlık: “Sadak’ın Öcalan’dan ‘Sayın’ diye sözetmesi gerginlik yarattı” Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ama biz sözü uzatmadan, bu konudaki Türkçe kuralına geçelim: Kimi bileşik eylemler; ad soylu sözcükler ve “etmek”, “olmak”, “eylemek” vb. yardımcı eylemlerle birlikte kurulur. Ses düşmesi ya da ses artması olmayan yardımcı eylemli bileşik eylemler ayrı yazılır. Doğru örnekler: söz etmek, hak etmek, sarf etmek, ayırt etmek, sevk etmek, pes etmek, ant içmek, söz almak, iyi olmak, mest olmak... Ad soylu sözcük, yardımcı eylemle birleşirken yeni bir ses doğarsa, iki sözcük bitişik yazılır ve doğan ses de bileşik eyleme eklenir. Doğru örnekler: affetmek, hissetmek, reddetmek, halletmek, hazzetmek... Yardımcı eylemle birleşmesinden dolayı, ad soylu sözcüğün ikinci hecesindeki ünlü (i, ı, u, ü) düşerse, iki sözcük bitişik yazılır; düşen ünlüye bileşik eylemde yer verilmez. Doğru örnekler: emretmek, azmetmek, devretmek, nakletmek, vakfetmek, kastetmek, sabreylemek, hükmetmek, zulmetmek... Aralarına -a-, -e-, -ı-, -i- ulaç ekleri alarak iki eylemden oluşan bileşik eylemler de bitişik yazılır. Doğru örnekler: bakakalmak, düşeyazmak, alıkoymak... Yukarıdaki kuralın ışığında, sıraladığımız yanlış örnekleri düzeltmeye çalışalım: “Galeriler reddediyor”. “Sovyet rejimi tiyatrolarımızı yok etmişti” “Üç çocuğumla kalakaldım” “Memurlar İstanbul’u terk ediyor” “Özcan Deniz sahneyi terk etti” “Dans edemeyen kişi orkestranın çalamadığını düşünür”. “... söz etmesi gerginlik yarattı” Medyada çok sık rastladımız eylem yanlışları elbette bunlarla sınırlı değil. Örneğin, Başbakan Erdoğan, kendisini “çok iyi hatip” diye parlatan kimi medya ulularından (!) yaptığı dil yanlışlarıyla da geride kalmıyor! Erdoğan, İstanbul’un çeşitli noktalarının polis kameralarıyla gözetlenmesi için kurulan MOBESE sisteminin açılış töreninde şöyle dedi: “İstanbul’un başı ağırdığında, Türkiye’nin başı ağırır”. Burada geçen eylemin doğrusu elbette “başı ağrımak”tır. Dolayısıyla tümce “İstanbul’un başı ağrıdığında, Türkiye’nin başı ağrır.” olmalı. Saptadığımız diğer “üst düzey yanlışlık” örneklerini haftaya da sürdüreceğiz. Değineceğimiz yeni yanlışlıklar arasında, günümüzde adı verildiği sokaktan silinmeye çalışılan Abdullah Cevdet’in Cumhuriyet kuşaklarına öğrettiği “adab-ı muaşeret” kurallarını zorlayan örnek bile var. (01/09/2005) |
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
