ANA SAYFA
TÜM YAZILAR
ARAMA
LİNKLER
İRTİBAT


Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları

Kerim Evren'in "Güncel Örneklerle Medyada Dil Yanlışları" adlı kıtabı piyasada!

AYRINTILAR VE SATIN ALMAK İÇİN TIKLAYIN!




Hızlı Arama


Anket
"Her biri" ayrı yazılır!
  


"Full Ekran"da beş benzemez! Yazdır E-mail
Deneyimsiz müneccim, gökte yıldız ararken önündeki kuyuyu görmezmiş.
Hürriyet Gazetesi’nin genç TV eleştirmeni Cengiz Semerciğlu, 7 Şubat 2005 günkü “Full Ekran”a şu tümceyle başlıyordu:
“Bir İstanbul Masalı mayıs ayı gibi bitecek”.
Dakika bir, Türkçe gönüllülerine gol bir, diye buna derler.
Şimdi gelin, Cengiz Beyin yukarıdaki anlatımını -şakayla karışık- irdeleyelim:
1- Bir ayın bitişiyle atv’nin “Bir İstanbul Masalı” adlı dizi filminin bitişi arasında nasıl bir koşutluk (gibi) olabilir? Elmayla armut bile değil, patlıcanla gramofon ilişkisi örneği bir garip durum değil mi bu!

2- Mayıs, henüz başlamadı bile. Bu ayın nasıl biteceğini bilmiyoruz ki, atv’nin dizisinin nasıl sona ereceğini anlamaya çalışalım!

3- Beterin beteri var; sayın eleştirmen, “mayıs”tan söz ederken ay demeyebilirdi de... O zaman, “mayıs”ın ikinci anlamı işin içine girerdi ki, tut kelin perçeminden: “Bir İstanbul Masalı, ‘taze sığır gübresi’ gibi bitecek”.

4- Son yıllarda sokak dilinde moda olan “Saat üç gibi buluşalım.”, “Perşembe gibi gelirim.” örneği dil yanlışı, koskoca Hürriyet’teki -kimsenin babasının malı olmadığı gazete yetkililerince sık sık vurgulanan- bir köşeye taşınırken sorumlu davranıp buna geçit vermeyecek bir tek yöneticinin bile çıkmaması düşündürücü değil mi! (Hâttâ tam tersine, Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, 7 Kasım 2004 tarihli “tarihi” köşe yazısında, kendi tanımlamasıyla “abidik gubidik Türkçesi”ne övgüler düzmüş; “Sokaktan doğan dilin önünü kimse kesemez.” demişti. Sahiden de o günden bugüne büyük “aşama” yaptı sokak. Yalnız yapay, uydurma dili açısından değil, hiçbir yönden “önü kesilemeyince” serpilip yedi başlı bir ejderha oldu. Önce, yedi tepeli İstanbul’u teslim aldı. Giderek, Türkiye’yi teslim almaya doğru gidiyor. Şimdi bu durumdan en çok yakınan da yine Hürriyet Gazetesi... “Hırsızlıkta ful (!) çeken” sokakları manşetine taşıyor. Kültürün bir “üstyapı kurumu” olduğunu kulak arkası edip daha çok gazete satayım diye “sokak şirini” olmaya yönelmek, geri tepen silahtan farksız bir Şark kurnazlığı mı?)

AKLA AÇIK HAVA (!)

Semercioğlu’nun aynı tarihli bir başka yazısındaki “inciler”e göz atalım:
“Cumartesi günü Asya felaketi için gündüz 13.00’de başlayıp 12 saat süren konser TRT4’ten canlı yayınlandı.
Zaman zaman TRT1’in de verdiği konser hangi akla açık havada yapıldı merak ediyorum.” (...)

Konserin “Asya felaketi için 13.00’de (!) başladığını” belirtmekle yetinmiyor, o sırada “gündüz” olduğunu da vurguluyor, sayın eleştirmen. Tabii, “13.00’de” derken, “-de” ekini de yanlış kullanıyor. Burada ek, “sıfır sıfır”a değil, “on üç” rakamına gelir. “On üç”ün son sesi “sert ünsüz” olduğu için “-de” eki, ünsüz sertleşmesi kuralı gereği “-te” olur; “13.00’te” diye yazılır. Kaldı ki, ek “sıfır sıfır”a konulmuş bile olsa “-de” değil, “-da” yazılmalıdır.

Cengiz Bey, Türkçedeki bir deyimi bilmeden kullandığı için de yukarıdaki ikinci tümcede yeni bir söze (!) rastlıyoruz:
“Akla açık hava”...

Söz konusu deyimin doğrusu “Hangi akla hizmet ediyor”? Ne gibi bir düşünceyle böyle mantıksız bir iş yapıyor? anlamında... Dolayısıyla, Semercioğlu’nun yukarıdaki ikinci tümcesi şöyle olacak:

“... konser, hangi akla hizmet (edilerek) açık havada yapıldı merak ediyorum.”
Peki, Semercioğlu, “de” sözcüğünün hangi durumda ek, hangi durumda bağlaç olduğunu biliyor mu?
Bu sorumuzun yanıtını almak için sayın eleştirmenin 8 Şubat 2005 tarihli yazısındaki şu tümcelere bakıyoruz:
“Güneri Cıvaoğlu ile Şeffaf Oda’nın tek problemi saati. Kar-kış da eve kapanmışken iyi izleniyor da, havalar biraz düzelince pazar gündüz evde kim kalır ki”?

Yukarıdaki ikinci tümcede geçen “kar-kış da” anlatımındaki “-de” bağlaç değil, ektir. “Kış” sözcüğün son harfi “ş” bir sert ünsüz olduğu için de yukarıda anımsattığımız ünsüz sertleşmesi kuralı gereği şöyle yazılmalıdır:

“Kar-kışta”...
Bitmedi! Sayın eleştirmen, kimi bileşik eylemlerin yazımına da özen göstermiyor. Örneğin, 14 Şubat 2005 günkü yazısında şöyle diyordu:
“... hava durumu sunumu son bir iki yıldır hakettiği değeri görüyor böylece. Bugünden itibaren NTV bu konuda bir adım daha atıyor ve Gökhan Abur’un sunduğu hava durumu sunumlarını CNN ve BBC çizgisine taşıyor”.

Gökhan Abur’un yaptığı iş meğer “hava durumu sunumlarını sunmak”mış. (!)
Sayın eleştirmenin ilk tümcede “hakettiği” biçiminde kullandığı bileşik eyleme gelince... (Murat Bardakçı da 14 Şubat 2005 günkü yazısında iki bileşik eylemi; “garketmek” ve “farketmek” olarak yanlış kullandı.)

GENÇ GAZETECİLERE

Kimi bileşik eylemler; ad soylu sözcükler ve “etmek”, “olmak”, “eylemek” vb. yardımcı eylemlerle birlikte kurulur.
Ses düşmesi ya da ses artması olmayan, yardımcı eylemli bileşik eylemler ayrı yazılır.

Doğru örnekler: hak etmek, fark etmek, gark etmek, söz etmek, sarf etmek, ayırt etmek, sevk etmek, pes etmek, ant içmek, söz almak, iyi olmak, mest olmak...

Ad soylu sözcük, yardımcı eylemle birleşirken yeni bir ses doğarsa, iki sözcük bitişik yazılır ve doğan ses de bileşik eyleme eklenir. Doğru örnekler: affetmek, hissetmek, reddetmek, halletmek, hazzetmek...

Yardımcı eylemle birleşmesinden dolayı, ad soylu sözcüğün ikinci hecesindeki ünlü (i, ı, u, ü) düşerse, iki sözcük bitişik yazılır; düşen ünlüye bileşik eylemde yer verilmez. Doğru örnekler: emretmek, azmetmek, devretmek, nakletmek, vakfetmek, kastetmek, sabreylemek, hükmetmek, zulmetmek...

(17/02/2005)
< Önceki   Sonraki >